Antalya’nın sonbaharında, sanki sene 1960, annemin gençliğine benzer, aynı nostaljide avucuma sığan küçük umutlarla tutunuyorum hayata. Bu zamana kadar, büyük hayallerin ve büyük beklentilerin, ardında hep hayal kırıklıkları bırakacağını tahmin ettiğimden, inancımı, küçük sevinçlerin mutluluğuna adadım. Hiç yanılmadım. Belki gökyüzüne kanat açmadım, ama düşüşlerimin enkaza dönüşmesini izlemeye gücümün yetmeyeceğini biliyordum. Bu sebepten hayatımın en mutlu anını bile küçük bir gülümsemeyle karşıladım.
Biliyorum ki insan, ufak mutluluklarla da ayakta kalabilir. Bir rüzgârın serinliğinde, bir yaprağın döngüsünde, bir gülüşün içtenliğinde… Küçük hayaller yeter bana. Çünkü bazen yaşamak, büyük düşlerin peşinden koşmak değil, o küçücük ışıkları avuç içinde saklamaktır.
İşte bu yüzden, her sabah yeniden başlamayı seçiyorum. Gün doğarken denizin üstüne düşen ilk ışık huzmesini, sokakta dolanan kedinin saçma bir hareketi, sıcacık bir fincan kahvenin içimi ısıtan kokusunu… Hepsini birer armağan gibi kabul ediyorum. Çünkü mutluluk, bazen büyük zaferlerde değil, hayata sevgiyle dokunabildiğimiz o küçük anlarda saklıdır. Ve ben, o anları çoğaltarak, her gün kendime yeni bir bahar yaratıyorum.
Bu yüzden umut etmeyi hiç bırakmıyorum. Hayat, bazen inişli çıkışlı bir yol olsa da, engebeleri aşarken karşıma çıkan güzellikleri görmeyi öğreniyorum. Yolda düşsem bile, emin adımlarla ve sabırla yeniden ayağa kalkıyorum. Kalktığımda da koşuyorum, yoruluyorum bazen ama yine devam ediyorum. Zamanla anladım ki, yaşamın sırrı hep daha büyük şeyler başarmakta değil, sahip olduklarımızı daha büyük bir sevgiyle görebilmekte saklı.
Bu yüzden her günü bir şans, her anı bir hediye gibi kabul ediyorum. Her sabah, içimde büyüyen bir bahar gibi uyanıyorum. Çünkü aslında yeni başlangıçlar için büyük sebeplere gerek yok. İşte tam da bu yüzden, umutla ve sevgiyle her günü yeniden karşılıyorum.
Merhaba yeni gün…
Erinç Gülbahar

1 Comment
İşte hayat küçük şeylerde anlam kazanıyor.